27.05.2018

AB ve Türkiye beraber mi çökecek

Dünya para sisteminde artık dibi görülmeyen karşılıksız trilyonların bundan böyle aynı hızla büyümesi mümkün değil. Biçimini öngöremeyeceğimiz bir infilak veya infilaklar dizisi sahne almaya hazırlanıyor.

İslamcı Ankara’nın işi çok zor, çünkü ekonomik bir uzantısı ve hatta vasalı olduğu “refah kalesi AB”nin işi çok zor. Her şeyin bir anda altüst olabileceği yolunda yeni sinyaller alınıyor; patlamaya hazır ve ucu açıkta bırakılmış mayınlar belirliyor sanki artık sahneyi: Avrupa veya “demokrasinin ta kendisi” olarak sunulan AB, aşırı sağ, sağ popülist, faşizan ve hatta yer yer faşist olarak niteleyebileceğimiz iktidarların eline düşüyor.

Neoliberalizm aslına rücu ediyor belki de. AB’nin en zengin merkezleri bile bir refah şovenizminin pençesinde kıvranıyor ve ABD’de Trump diye bir kıt zekâlı milyarderin aldığı önlemlere paralel biçimde, dünya ticaretini sarsacak yollara sıcak bakmaya başlıyor. Viyana’daki sağ-aşırı sağ (ÖVP-FPÖ) koalisyonu ortada, onu Berlin’in ne zaman izleyeceği henüz bilinmiyor. Ama Almanya’da AfD denilen “yeni kahverengi olarak mavi” partinin etkisi büyüyor. Şimdiden ana muhalefet partisi konumunda zaten. Roma ise son ve en yeni örnek oldu: İtalya’da siyasal sistemin paralize olması, herkesin beklediği, kimsenin şaşırmadığı bir şeydi. Ama epey bir dağıldılar…

AB, “darmaduman”.

Doğu ve Orta Avrupa, daha önce sosyalist deneyimlere sahne olmuş bu coğrafya, artık resmen faşizan bir korku siyasetine ev sahipliği yapıyor. Misal: Macaristan’da her üç seçmenden ikisi resmen faşist, milliyetçi partilere oy veriyor. Balkanlar, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Bulgaristan, Romanya gibi bölgelerde durum köklü farklılıklar göstermiyor. Buralar çok da farklı değil. İtalya, 4 Mart seçimlerinde AB ve/veya Berlin neoliberalizmine yer yer faşizan -elbette onun kadar neoliberal- bir sağ tepkiyle sarsıldı ve siyaset sınıfının artık yönetemeyeceği bir gemi olduğunu gösterdi: Korkunç “gacırtılarla” sarsılan o ülke, AB’nin üçüncü büyük ekonomisidir ve tüm Avrupa’yı dibe çekebilecek bir ağırlıktadır.

BERLİNDE SİYASAL KRİZ

Birliğin “gerçek merkezi” Berlin’in başı çok başka bir sendromla dertte: Alman ekonomisi AB’yi neredeyse bire kadar kıracak tutarda bir dış ticaret fazlası verirken, ki buna içeride de bütçe fazlası eşlik etmektedir, son derece kırılgan, her an yeni seçimlere gidebilecek bir hükümet kurmayı seçimlerden 6 ay sonra başarabildi. Avrupa zangır zangır titriyor. Almanya Avrupası’nda, Berlin’in ekonomik fazlaları tüm sistemi sarsıyor, siyasi kırılganlık zaten önlenemiyor.

İtalya’daki sandık sonuçları da gösterdi ki, Berlin artık bütün tepkilerin kaynağı ve hedefidir. Şaşırtıcı olan, devasa boyutlarda ekonomik fazla veren bu zengin mutfağının, siyasi arenada tam bir çıkışsızlığı yaşamaya başlamasıdır. Almanya’nın nereye gittiğini kimse bilemiyor.

Türkiye ekonomisini neredeyse uluslararası “Sefalet Endeksi” (Misery Index) liderliğine oynatacak hale getiren İslamcı Ankara’da ise durum tam tersi: Savaşla feraha çıkmaya çalışan Türkiye burjuvazisi, özellikle de dinci patronlar, Tayyibist şiddet tam tersini iddia etse ve medyayı esir alsa da, ülke ekonomik bir çöküş içinde. Erdoğan ve adamlarının yaptığı “başarı” açıklamalarına dış dünyada kimse inanmıyor. Galiba eski destekçileri de inanmıyor. Hani bu İslamcıları demokrat olarak AB kamuoyuna sunan tayfadan söz ediyoruz. İnanmadıkları için de uluslararası “Misery Index”in tahmini 2018 listesinde Türkiye 5’inci sırayı Yunanistan ile birlikte paylaşıyor. (*)

Peki, demek ki, dünya sisteminin söz sahiplerine göre, Türkiye ekonomisi çöküyor, ama siyasette Tayyibist şiddeti ve Erdoğan’ı sarsabilecek boyutta bir tepki görülmüyor. Derinlerdeki çalkalanma bir yana, görünen sahnede henüz yaprak bile kımıldamıyor.

Ekonomisi çöken bir ülke, Türkiye, siyasette nasıl bu kadar seçeneksiz ve hareketsiz kalabiliyor?

Ekonomisi tavan yapan, ihracat üzerinden topladığı paraları kasalara sağdıramayan bir ülke, Almanya, neden siyaseten yönetilemez hale geliyor, parlamenter sistem alay konusu oluyor?

Her durumda, Avrupa’nın hegemonu üzerinde siyah bulutlar var. AB’nin geri kalanı zaten berbat durumda. Fransa, İtalya ve İspanya’dan başlayabilirsiniz.

ASIL SORULAR ANKARA VE BERLİN’E

İşte bu çelişkilerin doğurduğu iki ek soru var.

Bir: Çekirdek AB (özellikle de Almanya-Avusturya-Hollanda hatları) bu birikimi nereye boşaltacak ve kalan AB, içinde bulunduğu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Faşizan bir kapanma, aşırı sağın ve sağ popülizmin gölgesi, merkantilist bir darbeye dönüşmeyecek mi AB ekonomisi üzerinde? Berlin’e AB’deki sağ popülist tepki, Berlin içindeki sağ popülist, hatta yer yer faşist çizgiyi tetiklemiş olmayacak mı? Savaş mı bu kiri temizleyecek?

Bu çelişkilerin, büyük enerji biriktirmiş bir fay hattı olarak, patlamalar dizisi halinde çözülmesi ve son derece yıkıcı bir enerji açığa çıkarması kimseyi şaşırtmayacaktır. Dünya para sisteminde artık dibi görülmeyen karşılıksız trilyonların bundan böyle aynı hızla büyümesi mümkün değil. Biçimini öngöremeyeceğimiz bir infilak veya infilaklar dizisi sahne almaya hazırlanıyor. Baksanıza, AB’nin en zenginlerinde bile siyaset kilitlenmiş durumda.

İki: Ekonomisi Avrupa Almanyası’nın silik bir gölgesine dönüşmüş, bu arada dünya sefalet endeksinin ilk 5’ine girecek kadar çöküntü içindeki Türkiye, sahnedeki irrasyonel “siyasi itidalini” ne zaman yitirecek? Bu şaşırtıcı siyasi suskunluktan olumsuz anlamıyla büyük bir enerjinin açığa çıkmaması mümkün mü? Eğer 2013 Haziran İsyanı akılda tutulursa, mümkün değil. Patlayacak. Ziya Paşa’nın bir başka vesileyle yazdığını hatırlarsak, “Zîrâ bu terâzû bu kadar sıkleti çekmez”. Er ya da geç. Oraya yaklaşıyoruz.

Sonuçta, “Sefalet Endeksi”ndeki Türkiye, ciddi bir mesaj. Roma’daki sinyal ve Berlin’deki yeni komik hükümet de keza…

Osman Çutsay – Franfurt

Odatv.com – 10.03.2018 – 23:56

(*) İlgilenecekler için: https://www.bloomberg.com/news/articles/2018-02-14/most-miserable-economies-of-2018-stay-haunted-by-inflation-beast

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar hinterlassen

E-Mail Adresse wird nicht veröffentlicht.


*