19.10.2017

Brüksel damgalı yaşam öyküleri

BRÜKSEL – Uzun yıllardır Brüksel’de yaşayan ve buradan Avrupalı insanlarımızın hallerini çeşitli yayın organlarındaki yazıları ve kaleme aldığı oyunlarla hem Avrupa hem de Türkiye’deki toplumumuza ileten Erdinç Utku, yeni kitabını bir süre önce yayımladı. Yazarlığa mizahla başlayan ve bu eleştirel/güldürel izlekten hiç ayrılmayan Utku, AB başkentindeki hallerimizle ilgili sorularımızı yanıtladı.
– Çeyrek yüzyılın aşkın bir süredir Brüksel’i ve içerdiği “Türk dünyasını” yakından değil tam içinden (orta yerinden) izliyor ve gözlemlerinizi de yazılarınızla paylaşıyorsunuz. Sorumuz şu: Bugün artık sıradan bir “yerli” Brüksellinin bu “Türkî” âleme tamamen yabancı olduğunu düşünebilir miyiz? Belçikalıların tamamen dışında, onlara tamamen yabancı bir paralel Türk dünyası var mı gerçekten?
ERDİNÇ UTKU – Brüksel’de birbiriyle fazla bir teması olmayan, küçük “getto”lardan oluşan bir yapılanma var. Son yaşanan olaylar ve Molenbeek’in terörizmin beşiği olarak sunulması bu sorunu daha da su yüzüne çıkardı. Diğer kentlerde yabancı kökenliler yerli halkla Brüksel’e nazaran çok daha içiçeler. Yüzde 65’e yakınının kökeninde yabancılık bulunan Brüksel birbirine paralel ve birbirine teğet geçen farklı hayat ortamlarından oluşuyor. Hâlâ Türklerin Arapça konuştuğunu sanan, Türk kültürünü bilmeyen büyük bir kesim var. Ancak turizmin etkisiyle Türkiye ve Türkler artık daha iyi tanınmaya başladı. Türkiye’ye giden Belçikalı, mahallesindeki Türklere teğet geçerken, gittiği Türkiye’deki Türk kültürünün,kendi algılamasından çok farklı olduğunun ayırdına varıyor. Turizm sayesinde buradaki toplumlar arasında daha olumlu bir iletişim kurulmaya başlanıyor. Fakat son yaşanan Brüksel saldırıları ve sonrasındaki aşırı sağcı yükseliş, başlayan bu olumlu eğilimi tersine çevirecek gibi.
Belçikalı Türkler sadece seçim zamanı anımsanan oy deposu olarak da algılanıyor maalesef. Belçikalıların tamamen dışında, onlara tamamen yabancı bir paralel Türk dünyası var. Hatta “bizim sokaklarımızı” bile oluşturmuş durumdayız. Biz zamanında “Post-modern Köy” adında bir kabare yaparak bizlik hallerimizi sahneye taşımıştık. Belçikalılar bize klişelerle yaklaşıyor, biz de onlara yine kendi klişelerimizle bakıyoruz. Önyargıları parçalamak zor. Ama bu artık bizim mücadele alanımız. Aynı havayı soluduğumuz Brüksel’de birbirinden çok farklı dünyalarda yaşıyoruz. Bir Faslı, bir Türk, bir Kongolu, bir Flaman ya da Frankofon Brüksel’inden söz edebiliriz. Ancak Brüksel’i yüzde 100 tüm Brüksellilerin yapmaya çalışan, bu anlamda mücadele veren bir grubun varlığı da umut veriyor.

Devamı www.02.AVRUPA-KULTUR.eu adresinde

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar hinterlassen

E-Mail Adresse wird nicht veröffentlicht.


*