15.12.2018

Bu iftiracılar Cumhuriyet’e nasıl yönetici oldu

Böyle bir toplu saldırıya, Soğuk Savaş’tan bu yana 2000’lerde Putin ve Esad dışında pek tanık olmamıştık.

Gorbaçov ve Özal döküntüsü bir avuç kiralık adam, “Türk Gorbileri”, bunu başarmış oldular. Başka bir şeyi değil, bunu becerdiler. Alman ve Avrupa kamuoyunu iftira ve kin bombalarıyla kendi yanlarına çekmeyi başardılar. Alman Birinci Televizyonu ARD’den diğer kanallara, internet siteleri, liberal gericiliğin “sol” karargahı TAZ’dan sağcı Frankfurter Allgemeine Zeitung’a, ondan merkez soldaki Süddeutsche Zeitung ve Frankfurter Rundschau’ya, neredeyse bütün gazetelerin ortak haberi ve yorumu -mealen- şöyle: Türkiye’deki yegâne muhalif gazete Cumhuriyet, “Erdoğan destekli karanlık, ekstrem nasyonalist ve ultra kemalist darbe sonucu tasfiye edilmiş bulunuyor.” Ortak haber ve yorumdur, şaka değil.

Osman Çutsay
Osman Çutsay

Böylesi gerçekten görülmemişti.

Tabii itiraz mümkün: Bu yeni “itirafçı ve iftiracı tür”, ülkeler ve sol bir dünya sistemini yıktı, neden şaşırıyoruz ki? Doğrudur.

Aklımızdan hiç çıkmıyor İlhan Selçuk’un yıllar önce telefonda, küçük bir edebiyat dergisinde (Seyyit Nezir’in “Eski”sinde) mücadelesiyle ilgili yayımladığımız -daha sonra Odatv’de de çıkan- bir analitik yazının ardından, söyledikleri. (*) Bitirirken yineleriz: “Bunlar bizi hiç istemedi, ama biz hep yaptık.”

Bu, sosyalizmin gölgesinde doğmuş Cumhuriyet’in ve cumhuriyetçilerin, özellikle de jakoben Türk aydınının ana ilkesiymiş, şimdi daha iyi anlıyoruz.

Ne mi oluyor? Bu Cumhuriyet’i karalama fırtınası “demokrasinin beşiği AB’de”, ki şimdilerde usul usul “illiberal demokrasiye” geçiş yapıyor, nerelere mi açılıyor? Bunları yapanlara şaşırmak mı gerekiyor?

ERDOĞAN OPERASYONUYMUŞ

Hadi, şöyle ve daha derli toplu soralım: Sıradan bir Alman ve hatta Avrupalı okurun, Türkiye’deki son “Erdoğan operasyonunu”, Cumhuriyet’in “karanlık, ekstrem nasyonalistlerce, ultra kemalistlerce ele geçirilip Erdoğan’ın hizmetine sokulduğunu” nasıl değerlendirdiğini merak mı ediyorsunuz? Hiç sormayın. Biz söyleyelim: Naziler, ülkedeki yegâne muhalif gazeteyi Erdoğan’ın yardımıyla ele geçirdiler. Gerçek gazeteciler gazeteyi terk etti ve hepsi işsiz kaldılar. Cumhuriyet’i çıkaracak gazeteci bile kalmadı geride, bu kindar ve soldan düşük müfterilere bakarsak.

Ama asıl mesele galiba şu: Erdoğan ve onun Nazileri, son muhalif gazeteyi de ele geçirdiğine göre, Avrupa’nın bu mağdurların elinden tutması, onlara yeni gazeteler, televizyonlar ve hatta “think tank”ler açması lazım gelmez mi?

Öyledir. Zaten de yapıyor. Can Dündar yerlerde sürünen “özgürüz” (**) girişiminden sonra şimdi de demokrasi ve hukuk devletini falan inceleyecek bir “think tank”in kurulmakta olduğunu duyurdu, daha doğrusu bu bilgiyi “sızdırdı”. Demokrasiyi, hukuk devletini falan araştıracakmış bu “düşünce fabrikası”… 

Destek almaması mümkün mü? Bırakın gazeteleri, iddia ediyoruz, Avrupa Almanyası’nın tüm medyası, dolayısıyla Alman kamuoyu, Cumhuriyet’teki yönetim değişikliğini şu anda Erdoğan ve Kürt düşmanı aşırı Türk nasyonalistlerinin bir darbesi olarak görüyor ve kabul ediyor. Bu konuda iki ana kaynakları var: Aydın Engin ile Can Dündar. Başka da kimseye soran yok. Benzerine sadece Putin ve Esad konusunda rastlanabilecek bir “şeytanlaştırma” operasyonunu yönetiyor bu iki “gazeteci”. Böyle bir cadı avına, böyle bir “Dämonisierung” veya “demonisation” operasyonuna epeydir rastlamamıştık.

Cumhuriyet ve yeni yönetimi, iki Gorbaçov düşüğünün dostları yardımıyla örgütledikleri ataklar ve kendilerine yönelik toplumsal-siyasal talep doğrultusundaki hizmetleri sonucunda, Avrupa medyasında artık tam bir şeytandır. Aşırı nasyonalistler, ultra kemalistler, despotlar yani, Erdoğan ile anlaşarak Türkiye’deki son muhalif gazeteyi onun adına ele geçirmiş oldular. Öyle bakıyorlar. Tamam.

Tamam da, soru veya sorun bu değil ki.

Bunu neden yaptıkları da değil.

Sorun, böyle bir talebin olup olmadığı. Gerçi o talep olmasa da “her arz kendi talebini yarattığı için”, sonuçta kendi müşterilerini üretebileceklerdi. Fakat var öyle bir talep.

KİN YÜKLÜ İTİRAFÇI BOMBALARI

Aydın Engin ve Can Dündar, kıt Almancaları ve kıt İngilizceleri eşliğinde, elbette Türkçeyi ihmal etmeden, kendilerinden ne isteniyorsa ve içlerinde Cumhuriyet’e ne kadar kin biriktirmişlerse öyle, ağır bir karalama kampanyasının kahramanlarıdırlar artık.

Özellikle haftalık yarım milyona yakın satan Die Zeit gazetesindeki son Can Dündar yazısı (***), insana şu soruyu sorduruyor: Bu adam sanki baba mesleğini sürdürüyor, anladık, ama bu kadar kini nasıl ve neden biriktirdi? Asıl önemlisi: Bu seviyesiz ve iftiracı iki Gorbi döküntüsüyle yıllarca insanlar nasıl aynı çatı altında çalıştı?

Bu iki iftiracı muhbiri, solun ve solcu medyanın içine kimler soktu? Bu adamlar hangi gazetelerden geçti? Nereye geldi? Solculuk adına bunları kimler muhatap aldı ve yönetici yaptı? Neden?

Bilemiyoruz, artık çok da önemli değil. Ama Aydın Engin ve gazetedeki “TKP Pişmanları” (Akın Atalay, Hikmet Çetinkaya, Güray Öz, tabii dolaylı olarak Celal Başlangıç, Atilla Coşkun vs.) ile gazetenin dışından “müdürlüğe” oturtulan, her dönemde işlerini yoluna koyabilmiş, Cumhuriyet Türkiyesi’nden nefretini İslamcı destekçisi liberallerden solun içine taşımaya yeminli Can Dündar, “Atatürkçü yönetim değişikliğinden beri” biraz okur-yazar herkesin için bulandıran bir mesleğe geçiş yapmış bulunuyorlar.

Kendilerinden isteneni yapıyorlar. Talep büyük.

İki çok kirli, her dönemde paranın kokusunu almış, esnaf, hep iftiracı ve hep bir dönem bulaştıkları sola düşman gazete satıcısının, Avrupa’daki maceralarını daha sık anlatmak zorunda mı kalacağız? Mümkündür. Böylesini görmemiştik. Çünkü önceki Gorbilere veya nevzuhur Damat Ferit’lere bu kadar olanak vermemişti AB Almanyası. Peki.

Ya bu çürütücü militanlar kazanacak ya biz.

Karşıdevrimci liberallerin faşistlerden farkı olmadığını, bu türlerin 1917 ve 1923’ten beri birbirlerini tamamladığını, eksiklerini giderdiğini bağırıp duruyoruz. Önümüze böyle örnekler düşmüş, şimdi halkımıza ve Avrupa’nın gerçek aydınlarına emekçilerine anlatmamak olur mu? Yeni zamanlardayız. Kahramanlarımız yeni, hainlerimiz, kin yüklü iftiracılarımız ise eski, kirli ve yaşlı. Bu, iyidir.

Ama iç bulantılarını özetleyen bütün bu kıssanın asıl “hissesi” herhalde şudur: Gerçekten iyi ve solun/emeğin/aydının hakkını veren, derinlikli, yaratıcı bir gazete veya gazeteler yapılmalı, sol da içine giren böyle liberal satıcılara karşı artık önlemler almalıdır. Bu döküntülere verilecek yegâne yanıt budur.

İlhan Selçuk, sözünü ettiğimiz konuşmada, Batı’nın bizim kurduğumuz cumhuriyeti hiç istemediğini, Türkiye’deki ahmakların da Cumhuriyet gazetesini hiç istemediğini söylemiş ve eklemişti: “Onlar istemedi, ama biz hep yaptık.” Genç kuşaklara kalsın bu inat diye yineleyip duruyorum.

Devrimcilerin ortak amentüsü budur.

Görünen o ki, karşıdevrimcilerin de kendi amentüleri var: Yalan, iftira ve itirafçılık.

Tekrar sormadan bitirmeyelim: Aydın Engin ve Can Dündar gibi böyle acımasız sol düşmanı “pişmanları-itirafçıları-iftiracıları” neden bu kadar içine soktu ve yönetici diye başına oturttu bu sol? Onun yanıtını birlikte çalışanlar verecek. Gerçekten yeni bir habercilik yaparak, yeni gazeteler örgütleyerek, umarız Cumhuriyet’i bir anomali olarak görenleri içinden atarak… Faşizan bubi tuzaklarına yakalanmayarak…

Yaparlar mı?

Osman Çutsay/Frankfurt

Odatv.com – 15.09.2018 – 23:01

(*) https://odatv.com/ilhan-selcuk-neden-buyuk-gazetecidir–0506101200.html

(**) https://ozguruz1.org/de

(***) https://www.zeit.de/kultur/2018-09/cumhuriyet-tuerkei-uebernahme-pressefreiheit-journalismus-tuerkisch

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar hinterlassen

E-Mail Adresse wird nicht veröffentlicht.


*