21.09.2018

İslamcılardan aydının gölgesi dahi çıkmaz

Önce pek etkisi hissedilmez, malum, ama acısı sonradan çıkar. Aldığı darbelere rağmen belki ringlerde yıkılmayan, ama genç ömrü Parkinson dahil her biri diğerinden korkunç hastalıklarla çabucak biten boksörler gibi: Dinciliği, küresel kapitalizmin ahir zaman dini “demokratizm” oyunu üzerinden destekleyen “liberal sol” kanatların, çökmüş Türkiye’de son birkaç yılda maruz kaldığı sağlı sollu yumrukların sayısı artıyor. Hızla kitaplaşıyorlar. Bu “yumruk gibi kitapların” etkisi kısa vadede bile büyük oluyor. Bozgunu yaşayan liberal “aydın” grupları üzerindeki orta ve uzun vadeli etkilerin yakında tümüyle ortaya çıkacağı anlaşılıyor.

Dinciliğin ve AKP diktatörlüğünün önünü açan liberaller bu yıl özellikle çok fena teklemeye başladılar.

Ne mi oluyor?

Yeni bir örnek var elimizde.

Bırakın yerleşik medyayı, Cumhuriyet, BirGün, Evrensel gibi sol bilinen yayın organlarında bile kendisinden neredeyse -küfür etmek dışında- hiç söz edilmeyen, televizyonlara zaten çıkarılmayan, ama kitapları her zaman çok satan Yalçın Küçük, iki yol arkadaşıyla birlikte derlediği yeni kitabını okura sundu bir süre önce. Prof. Dr. Küçük, “Kir Teorisi” başlıklı bu ortak kitabında, B. Sadık Albayrak ve Taylan Kara ile birlikte, çoktandır yeni bir dönemi soluduğumuzu hatırlatıyor. Bunu her zamanki gibi yakın geçmişi didikleyerek yapıyor.

Kitap, yazarlarının sözleriyle, “Tekeliyet düzeninin kültürel yapısını anlamayı deniyor”, ama bunun çok ötesinde bir arayış ve etkiyle damgalı olduğunu baştan söylemek doğru olur. Konu, başlı başına bir mezbaha aslında ve o mezbahanın iç ilişkileri. Türkiye’yi dinciler üzerinden çökertmeyi başaran liberal kokuşmuşluktan söz ediyoruz. Edebiyattan, yani…

şeylerdir? Yalçın Küçük’ün, günümüzün Muazzez Tahsin Berkant, Kerime Nadir ve Esat Mahmut Karakurt’ları olarak nitelediği Zülfü Livaneli ve benzerleri üzerinden geliştirdiği tez geçmişe uzanıyor. Garip Akımı ve Orhan Veli ile bağlantılı olarak, şöyle: “Bu ‚akım‘ için insanı insandan çıkarma cereyanıdır diyebiliyoruz. İnsan’dan nefret edenlerin bir akını’dır. ” (Kir Teorisi, s. 375)

GÜZEL ROMANLAR SANKİ SEKA’YA

Küçük’ün söylediği, bizce, şu: Dirençsiz insanı yazınca büyük insanı ve elbette aydını, aydın kavgasını kolayca unutturabiliyorsunuz. Yani kötü para iyi parayı kovabiliyor. Gerçi cumhuriyet döneminin başlarında komşuda devlet haline gelen sosyalizm ve onun Türkiye’deki büyük temsilcisi Nâzım, bu karşıdevrimci enerjiyi edebiyatta göğüsleyebildi, hatta tersine bile çevirebildi. Ama kötü para dediğimiz şu ucuz edebiyat, Orhan Gökdemir’in yeni kitabının başlığıyla düşünürsek, “AKP’li yıllarda Türkiye’nin Düzeni”ni de belirlemeyi başardı. Bugün bu tür girişimlerin ilelebet başarılı olamayacağına dair örneklerin çoğaldığına tanık oluyoruz. Ama o korkunç tahribatı onarmanın (“kiri kazımanın”) on yıllar gerektireceğini bilerek…

İlginç olan, Dr. Küçük’ün altını çizdiği bir gerçek: “Güzel romanların öğrenildiği 1960’lı yıllardan sonra fark edebildik. Ve tersinden söylersek ‚iyi para kötü parayı kovmuştu‘, Nadir ve Karakurt’u artık okuyamaz olmuştuk. Çöküşleri Mısır ve Küba Devrimleri’nden sonradır.” (s. 383) Yalçın Küçük, dünyadaki devrimci hareketlerin Türkiye edebiyatına bile hemen yansıyabildiğini hatırlatarak, siyasetin ve toplumsal ilerleme mücadelesinin edebiyatın bir parçası olduğunun altını kalın çizgilerle bir kez daha çizmiş oluyor. Haksız olduğunu kim iddia edebilir?

Edebiyatı gerçekçi bir temelde materyalist bir gözle ele alıp tartışan Küçük ve yol arkadaşları, “Kir Teorisi” boyunca siyasetle iç içe bir edebiyatın eksikliğini de masaya koymuş görünüyor. İşte tam da burada karşımıza korkunç bir mezbaha tablosu çıkıyor.

MUHTEŞEM KASAPLARIMIZ!

Bu mezbahadaki kasapların bazıları şunlar: Murat Belge, Orhan Pamuk, Nilüfer Göle, Ahmet İnsel, İlber Ortaylı, Emre Kongar, Gündüz Vassaf, Nuray Mert, Etyen Mahçupyan, Fuat Keyman, Ali Nesin, Doğan Hızlan, Özgür Mumcu, Ahmet Altan, Hamdi Koç, Zülfü Livaneli… Bu isimler sadece ilk elde sıralanabilecek olanlar ve egemen Türk “fikir” edebiyatında sol’muş gibi yapanları içeriyorlar. Bu isimlerin antikomünist zihniyetleri ve devrimci her sola düşmanlıkları tescilli oysa. Yalçın Küçük’ün kavramlaştırmasıyla, “kir”in de ilk büyük sorumluları önce bu listede aranmalı.

Cumhuriyeti yerle bir eden dinci siyasete kapıları bu adamlar/kadınlar ardına kadar açtı. Büyük çoğunluğu bilerek, bazıları da bir türlü yenemedikleri hastalıklı antikomünizmleri nedeniyle pek farkında olmadan…

Sonuçta, bir sistemle karşı karşıyayız. O sistemin içinde ve egemenliği altındayız. Onun kırbacıyla “motive ediliyoruz”. Yalçın Küçük Hocamız inanılmaz enerjisiyle bunu yıllardır “Tekeliyet” başlığı altında işliyor. O işledikçe şunu görüyoruz: İnsanı ve aydını tüketen bu sistemin entelektüel yakıtı nedense hep ve yalnızca “sol”dan geliyor. Kaçınılması mümkün olmayan bir cepheleşme, bu yüzden sahnedeki büyük çekişmeyi de damgalayabiliyor.

Dolayısıyla çöküş sürecindeki Türkiye kapitalizmi, “tekeliyet”, Yalçın Küçük, B. Sadık Albayrak ve Taylan Kara’ya göre, korkunç bir edebi çöküş de yaşıyor. Sosyal mücadeleye girme yılları esas alındığında üç kuşak, 58, 88 ve 98’li üç kuşak, el ele vererek bu tekeliyeti harmanlıyor. Pratikteki üretimi ve sonuçlarını mercek altına yazarlar, örnek ürünler ve yazıcılarından hareketle, çok renkli, akıcı ve gerçekten derin bir kitap çıkarabiliyorlar.

ÇÜRÜMÜŞLÜĞE KATLANMA YETİSİ

Berlin Humbold Üniversitesi hocalarından Joseph Vogl’un 28 Nisan 2018 tarihli Frankfurter Rundschau gazetesinde yayımlanan ve neoliberal dünya sisteminin “sefalete tahammül kudretine”  de dikkat çektiği söyleşisinden bir alıntı yapalım: “80’li yıllarda bu sistemin şimdiye kadar sanıldığından çok daha fazla bir sefalete katlanabildiği saptandı.” Piyasanın asıl önemi, gerçekten de kir’e, çöpe, çürümüşlüğe yoğun bir katlanma katsayısı da içermesindendir. Yani “solculuk” adına düzenlenen piyasalarda da bu kir ve çürüme, varlığını korur. Çürütür ve çürümeye karşı direnebilecek insanları uyuşturur. Yalçın Hocamızın kirin yarattığı insan malzemesiyle ilgili 90’lardaki bir çözümlemesini, ki kitapta geniş biçimiyle yer alıyor, Avrupa üniversitelerinde yeni yeni keşfettiklerini ileri sürme hakkımız var. Batı’nın teknokratları, devrimci Doğu düşünürlerinin 20 yıl gerisinden mi geliyor? Oradayız.

Buradan el alarak şunu söyleyebiliriz: Serbest piyasa ekonomisinin değil sadece, bu piyasaya içkin siyaset ve sanat pratiklerinin de sefalete, rezalete, kire fazlasıyla tahammül gösterebileceği anlaşılıyor. İnsanlar, ezilenler de tahammüllü; bu, biliniyor. Ancak bu sonucu alabilmek için toplumu aydınsızlaştırmak, aydın ağırlığını kesintiye uğratmak gerekiyor. Bunun için liberal piyasa militanlarını İslamcı dünya görüşüyle el ele sosyalist meydan okumaya karşı mevzilenirken gördük.

O halde, bir aydın tanımı vermek zorundayız. İşte Yalçın Küçük, bu konuda çok somut fırça darbeleriyle bazı ipuçları veriyor. “Sağcıdan aydın çıkamayacağı” yolundaki vurgusu bunlardan biri: “Demek ki sağcıların aydın olmaları imkânsızdır. Demek ki islamcılardan, aydının gölgesi dahi çıkmamaktadır.” (s. 183)

Gerçekten de öyle. İnsan gelişiyor ve solcu oluyor, yani eşitlik/özgürlük istiyor. Solcu da gelişip bilgi üretmeye ve taşımaya başlayarak aydın oluyor. Küçük’e göre bir sürekli savaş halinden geçiyoruz: “Tekeller düzeni akılsızlaştırmak (…) ve insanı kir içinde yaşamaya alıştırmak için sürekli bir savaş halidir. ” (s. 37-38)

Krizin Türkiye’nin üzerine bir karabasan halinde çöktüğü şu günlerde ilan edilen “24 Haziran panik seçimlerinin” nasıl bir entelektüel tarlada, daha doğrusu bataklıkta yapılacağını “Kir Teorisi” adım adım yeniden inceliyor. Düşmanlarımızın zenginliği ve ihaneti karşısında gücümüzden kuşku duyar hale geliyoruz ilk etapta. Ama bu kitabın sayfaları üzerinde yürüdükçe, Türkiye ilerici hareketinin ne kadar derin ve incelikli bir akılla yüklü olduğunu, bu aklı ortaya çıkarmanın sanıldığı kadar zor olmadığını da düşünmeye başlıyoruz. Özellikle B. Sadık Albayrak ve Dr. Taylan Kara’nın tek tek ürünler üzerinden örneklerle akıl yürütmeleri, yaptıkları analizler, yeni ufuklar açıyor. Böyle yumrukların çoğalması, çürümenin alternatifinin de bulunduğuna bir kanıt değil midir? Öyledir.

Kaotik günler öncesinde ve bir panik seçim atmosferinde, Dr. Küçük-Albayrak-Dr. Kara imzalı bu umut bayrağının her sayfası, hepimize yeni umutlar bahşedebilir. Derinlikli, yazı sanatına örnek verilebilecek kadar iyi işlenmiş ve sağlıklı bir umut pınarı, elimizdeki “Kir Teorisi”…

Osman Çutsay
Odatv.com – 07.05.2018 – 23:34

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar hinterlassen

E-Mail Adresse wird nicht veröffentlicht.


*