15.12.2018

Keşke buzdolabı satsaydınız

Değerli Vuslat Hanım…

Sayın Vuslat Doğan Sabancı…

Bugün ‘’Hürriyet ile Helalleşme’’ randevunuza bu mektup ile katılmak istedim…

ÖZAL KUŞAĞI ÇOCUKLARI…

Erkek ağırlıklı Türk basın dünyasında Siz Hürriyet bahçesinde açan nadide bir gül gibiydiniz…

Hürriyet’e gençliğinizi, heyecanınızı, masumiyetinizi, hayallerinizi verdiniz…

Hürriyet, eski geleneksel deyimle Türk basınının ‘’Amiral Gemisi’’ idi…

Siz o gemiye, gelenek dışı genç bir “kadın kaptan” gibi girdiniz…

Ve rotanız başından beri ‘’Business, business, business…’’ oldu…

Çünkü Siz, Özal kuşağı çocuklarıydınız…

REKLAMCILIKTA ZİRVE…

Gözünü “Para, liberalleşme ve bir koyup üç alma” hayalleri içinde açtınız…

Başarı kriteri sizin için daima, çok kazanç, çok kâr ve çok para oldu…

Başka kriter tanımadınız…

Sizin kriterlerinize yönelmeyen herkes sizce baştan “Looser” kabul edildi…

Bunlara bir de sevgili Zafer Mutlu’nun ‘’Buzdolabı üretmekle, gazete üretmenin bir farkı yoktur’’ zihniyeti eklenince…

Kendinizi, insanlarla dolu bir fabrikada, esas olarak üretim bantlarının sağlıklı işlemesiyle uğraşır buldunuz…

Sayın Aydın Doğan, Veda Mektubu’nda her ne kadar ikinci kuşaktan söz etmese ve tüm medya macerasını TEK KUŞAK diyerek kendine bağlayıp hakkınızı yese de, Hürriyet’i yıllarca ikinci kuşak olarak sizin yönettiğinizi herkes biliyor…

Hürriyet’te ‘’Business’’ odaklı zihniyeti başarıyla temsil ettiniz, yürüttünüz…

Bu zihniyetin en başarılı dalı olarak, reklamcılıkta Hürriyet’i zirveye taşıdınız…

YERİNİZİ KAYBETMEMEK İÇİN…

Ayşe Sözeri gibi, Cumhuriyet ekolünden gelen başarılı bir elemanı da onun başına getirerek kurumsallaştırdınız, reklam gelirinde rekorlar kırdınız…

“Kırmızı” ödülleriyle gelenek yarattınız…

Sonra Hürriyet gazetesine dijital yayıncılıkta çağ atlattınız…

Hürriyet’i dijital medyada dünya markası yaptınız ve evrensel yarışta iddialı konuma getirdiniz…

Bütün bunlar artı hanenize yazılacak unsurlar…

Kaprisleriniz, hatalarınız, yanlış kararlarınız olmadı mı?…

Tabii ki oldu… Onları siz herkesten iyi bilirsiniz…

Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir genç kızsınız, modern bir kadınsınız, Atatürk’ün kalbinizde ayrı bir yeri vardır, laiklik ve kadın haklarını her zaman cansiperane savundunuz…

Kritik tasfiyeler ve yazar atma kararlarının hemen hepsinin, babanız üzerinden gelen siyasi baskı ile alındığını da herkes biliyor… Siz de yerinizi kaybetmemek için seyirci kaldınız…

Hürriyet macerası aktif yaşamınızın, kariyerinizin neredeyse tamamını kapladı… Hürriyet’te olgunlaştınız…

Şimdi Hürriyet’i bırakıp giderken, herhalde şu soruyu siz de kendinize soruyorsunuzdur:

“Doğan Grubu’nun Hürriyet macerası başka türlü bitebilir miydi?”

Bunun cevabını ararken, belki Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin gazetecilere o ünlü öğüdünü hatırlamak gerekir:

“Kalemini kır, fakat satma!”

Sedat Simavi’nin bu öğüdüne uyan Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil, Oktay Ekşi gibi gazeteciler kalemlerini alıp onurlarıyla gittiler…

GAZETE YERİNE BUZDOLABI MI ÜRETSEYDİNİZ…

Siz belki o kalemi, Sevgili Doğan Hızlan’ın koleksiyonundaki Faber Castell, Scirikss, Lamy gibi antika değeri yüksek, açık artırmaya çıkabilecek bir kalem sandınız…

O kalemleriyle Doğan Hızlan’ı, Hürriyet’te “Sansürcübaşı” yaptınız…

Ama Sedat Simavi’nin o kalemi sansür kalemi değildir…

Fikir ve yazı hürriyeti kalemidir…

Hürriyet’e ruhunu ve anlamını veren o kalemdir…

Bilmem, anlatabildim mi?…

22 yıllık bir uğraştan sonra, iktidar zorbalığı ile bir “Looser” gibi bırakıp gitmek zorunda kaldığınız Hürriyet’ten ayrılırken…

İnsanın aklına geliyor…

Acaba gazete yerine keşke “buzdolabı mı üretseydiniz”

“Kalem, Hürriyet, fikir özgürlüğü” falan olmadan şöyle doğru dürüst bir “business” işine girip, orada mı başarsaydınız her şeyi…

En azından yaptığınız “başarılı business” kalıcı olurdu…

O zaman belki…

Ayrılırken, herkes için bu kadar hüzünlü olmazdı….

Kerem Çalışkan

Odatv.com – 26.03.2018 – 06:16

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar hinterlassen

E-Mail Adresse wird nicht veröffentlicht.


*