14.10.2019

En hatırlı kahve “Türkische Mokka“

Türk-Alman kültür tarihine birbirinden güzel eserler hediye ederek iki toplumun kayıp güzelliklerini günümüze taşıyan Dr. Latif Çelik’in Türk Kahvesi’nin kültürel izlerine yönelik çalışması kitap olarak yayınlandı. Türk Kahvesi’nin Alman tarihine yansımaları, Würzburg’da ilk defa denenmesi ve dönemin Alman toplumundaki yerini bol resimli bilgiler ile desteklenen kitapta Türk-Alman kültür tarihine değişik açılardan bakan saygın bilim insanları tarafından kaleme alınan makaleler de yer alıyor.

Geçtiğimiz yıl bir hafta süren kültürel ve bilimsel etkinliklerin sosyo-kültürel etkilerini de kitapta toplayan Dr. Latif Çelik, 330 yıl önce Würzburg şehrinde geçen halk hikayelerini,  toplumsal tartışmaları, farklı bakış açılarını da tiyatro oyunu şeklinde yazarak sahneye aktarılmasına imkan sağladı. Şarapçılar ile kahveseverler arasındaki tatlı rekabete değişik bir bakış açısı getirerek tiyatro sanatını tarihi bilgiler ile şekillendiren yazar, “kültür, sanat ve tarih biraraya gelirse insanlara mutluluk verir. Unutulan güzeliğin kimseye faydası olmaz, gelecek nesillere taşındığında ise insanlığın ortak malı olarak yaşamaya devam eder“ şeklinde konuşuyor.

Eserin editörü kültür tarihçisi Dr. Latif Çelik ile konuştuk. “Dünya kültür mirası listesine alınan Türk Kahvesinden Türklerin ve Almanların hakkını vermek gerek“ diyen Dr. Çelik uzun süren çalışmaları ile ilgili sorularımıza ilginç cevaplar verdi…

Soru: Sayın Çelik, herkes Türk kahvesini sever ama tarihi ise pek kimseyi ilgilendirmez. Üstelik ilginç bir iddia değilmi 300 yılı aşan bir geçmiş?

Dr. Latif Çelik: Aslında fazlası var, ama önemli değil kaç yıl olduğu. Bu topraklara bizim kahvemizin Ikinci Viyana Kuşatması’nın akabindeki yenilgi ile geldiği ortada. Dikkat ederseniz Almanya’nın güneyinde açılan kahvehanelerin hepsi 1683 sonrası. Bu ne demek?

Soru: Ne demek?

Dr. Latif Çelik: Kuşatmanın akabinde gelen Türk esirlerin aynı zamanda kültür taşıyıcıları olduğu ortaya çıkıyor. Yani Türkler Avrupa kültüründe olmayan nesneleri bu topraklara getirmişlerdir.

Soru: Savaş yolu ile kültürün gelmesini nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Dr. Latif Çelik: 3 asır öncesinde ulaşım ve iletişim bu kadar değildi. Ya Osmanlı şehirlerini ziyaret eden seyyahlar yolu ile bazı bilgiler Alman toplumuna ulaştı veya konsolosluk raporları ile genel hava hakkında bilgi edinilirdi. Daha da geriye gidersek Avrupa toplumunda herşeyi kilise bilir, onlar üzerinden Osmanlı Devleti’nde yaşayanlar kategorize edilirdi.

Soru: Savaş yolu ile kültürel iletişimi sormuştum?

Dr. Latif Çelik: Oraya geliyorum, savaş meydanlarındaki acı durum sonrası düşman olarak öğrenegeldikleri Türkleri tanıyor Avrupalılar. Çok sayıda esirin Viyana’nın  batısına getirilmesi devasa bir kültürel iletişim aracıdır. Bu insanlar dağıtıldıkları diyarların kale, kont ve beylerinde kısa bir zaman sonra saray temizlikçisi, at bakıcısı, bahçıvan veya kahve pişiricisi olarak görev yapmaya başladılar.

Soru: Silahlı savaşı kaybeden Türkler hakkındaki algı artık olumlu bir yönde ilerlemeye başladı diyorsunuz?

Dr. Latif Çelik: Elbette, adeta bir kültür devrimi oldu. Özellikle müzik, kahve ve sigara Avrupalı’lara Türkler üzerinden yayıldı ama bizim konumuz Türk Kahvesi burada. Özellikle Güney Almanya ve Avusturya’nın batısına getirilen esirler  kahve kültürünün  yayılmasında etkili oldular. Bir çok şehirde kahve artık halkın ortasında ve meydanlarda yapılmaya başlandı.

Soru: Kitabınızda değişik bir isim kullanıyorsunuz ama kahve değil?

Dr. Latif Çelik: Doğru Savaşın akabinde Almanlar ilk kahveleri zaten içmediler, çünkü tanımıyorlardı. Türk esirlerin Würzburg’a gelmesi ile ilk kahvenin denenmesi arasında çok uzun bir süre var.  Bu dönem zarfında kahve Türk içeceği veya Türk içkisi manasında “Türkentrank“ olarak biliniyordu. Yerel halk mesafeli olduğu bir içeceğe böyle bir ad vermiş ve kahve ilk yıllarda Alman literatürüne böyle geçmiştir.

Soru: Kahve tarihinde sizin bilgileriniz daha çok Würzburg ve çevresine odaklanmış durumda?

Dr. Latif Çelik: Würzburg çok ilginç bir bölge. Zaten ismi de Türkçe açılım olarak “Baharat Kalesi“ anlamındadır. Kahvenin esir Türkler yolu ile geldiği ve zamanla bu çizgi üzerinden halk tarafından kabullenildiği biliniyor. Şehirdeki yerel Alman basınında da zaman zaman Türk Kahvesinin geçmişi ile ilgili haberler yer almıştır.

Soru: Kahvenin Alman toplumunu nasıl etkilediğini kısaca nasıl anlatırsınız?

Dr. Latif Çelik: Öncelikle şehirdeki Türk kahvesinin tarihine ışık tutmaya çalışırken ilk kahveye verilen tepkiyi farkettim. Halk kesinlikle karşı, ama merak ta etmiyor değil. Kahveyi denemediği halde yıllarca Türklerin esir kampının çevresine gelip seyredenler var. İnsanlar tanışmak, konuşmak veya sorma hatta daha da ileri giderek belki denemek istiyorlar. Ama nasıl olacak bu? Sorusu var zihinlerinde.

Soru: Pekiyi ilk deneme nasıl oluyor?

Dr. Latif Çelik: Devasa bir tarihi anekdot işte bu. Íehrin siyasi kültürüne katolik kilisesi hakim. Onların kabul etmediğini toplumun bırakın denemesini, üzerinde değerlendirme yapmasına bile şansı yok. Fakat halkın merakını ve şehirdeki birahane sohbetleri de kilisenin kulağına gitmiyor değil. 17. yüzyıl sonlarından bahsediyoruz, belediye idaresi  yönetim olarak var ama kilise ile içiçe.  Bir pazar ayini sonrası esir Türklerin lideri konumundaki Karakoyunlu Mehmet Sadullah Paşa’ya Dom Kilisesi önünde ilk kahveyi yapması için izin veriliyor.

Soru: Aynı zamanda siyasi ve kültürel bir kabul olmuyormu bu?

Dr. Latif Çelik: (Gülüyor) O kadar da hızlı bir kabul değil. Kiliseden çıkanlar kahveyi deniyor ama, beğenmiyorlar. Çünkü onlar şarap tadında bir içecek bekliyor sanıyorum. Yani biraz üzüm tadına dogru bir içecek. Sanıyorum bizim kahveci de sade kahve yapmış olma ihtimali ile hiç bozuntuya vermeden yanındaki şuruptan sonraki gelenlere tatlımsı bir kahve ikram edince, kısmen beğeniliyor.

Soru: Sonrasındaki gelişmeler de ilginç değerlendirmelere konu oluyor kitabınızda?

Dr. Latif Çelik: Halkın ilgisi, soruları ve artan merakı karşısında şehirde belediye yakınında küçük bir mekanın Sadullah Paşa’ya kahve yapması için veriliyor. Tabiki zamanla topluma yayılınca müşterisi ve sevenleri de artıyor kahvenin.

Soru: Almanlardan kahve işletmeciliğine soyunan olmuyor mu?

Dr. Latif Çelik: İlgi var ama kendilerine güveni yok. Bir defa kahve bahsekonu dönemde Osmanlı Gümrükleri’nin tekelinde. Barış dönemi ise gelebilir, ilişkiler gergin ise unutun kahveyi. Zaten acil değil, müşteri sayısı kısıtlı ve paşanın kahvesinde de esirlerin yanında getirdiği kahve kullanılıyor. Az önceki sorunuza cevap olarak devam ediyorum; Paşanın yanında çalışan bir Alman genci var. Bir kaç ayda işi öğrenir ve belediyeye gelip kahve işletmeciliği yapmak ister.

Soru: Eee, çok ilginç, devam edin lütfen?

Dr. Latif Çelik: İzin alamaz tabi. Belediye de şaşkın, izin verse ne için verecek. Ancak orta yolu işaret eden baştan savma bir cevap verilir. Bu iş Türklerin mesleği diyen bürokrasiye, Alman genci, “Ama ben bu işi öğrendim“ dese de kimseyi inandıramaz. En sonunda, “Bu Türklerin mesleğidir. Eğer bu işi yapmak istiyorsan Türk şehirlerine giderek bu mesleği öğrenecek ve bir yazılı eğitim belgesi ile geleceksin. O zaman konuşulabilir“ denir kendisine.

Soru: Neden Türk şehirlerine gitmesi isteniyor sizce?

Dr. Latif Çelik: İçeceğin ismi zaten “Türkentrank“ diye biliniyor. Kim yapıyor, Türkler. Ama burada sizin bana başka bir soruyu sormanız gereklidir. Örneğin belediye bu gence neden izin vermedi konusunun üzerine gidilmelidir?

Soru: Belediyenin izin vermemesinden nereye varmak istiyorsunuz?

Dr. Latif Çelik: Almanların meslek ve mesleki eğitime ne kadar önem verdiklerinin önemli bir ipucudur bu. Üç asır önce bir genci bir başka ülkenin bilinmeyen diyarlarına göndermeyi gayet doğal gören bir toplum, kaliteye önem veren bir sistemin üzerinde yükselmeye başlamıştır demektir. Kim bilir, belki de günümüzde kalitenin rumuzu haline gelen “Made in Germany“ markasının temelleri orta çağda işte dönemlerde atılmıştır.

Soru: Ne yapmış bu delikanlı, gitmiş mi Türk şehirlerine?

Dr. Latif Çelik: En yakın Türk şehri kültürel anlamda zenginliği ile bilinen Saraybosna’dır. Würzburg’lu Hans’a Başçarşı‘da 3 yıl Türk kahvecilerinin yanında çalıştıktan sonra şehrin loncasından aldığı diploması, beline sardığı kuşağı, hediye edilen peşgiri ve çesme meydanında yapılan dua sonrası toplanan hatırı sayılır bir harçlık ile şehre döner.

Soru: Sonraki bilgileri heyecan ile merak ediyoruz?

Dr. Latif Çelik: İlk kahveyi bugünkü Franziskaner kilisesinin arkasında kalan arsada “Kaffe Elhamra“ adı ile açar. Zengin bir ailesi vardır ve nesiller boyu devam eder. Şehrin sosyetesi Elhamra’da buluşur. Kahvede 5-6 ayrı yabancı dilde gazete vardır. Demekki kahve hala bir zengin içeceğidir.

Soru: Hala var mı kahvenin binası bahsettiğiniz adreste?

Dr. Latif Çelik: Maalesef, 16 Mart 1943 yılındaki Amerikan bombardımanında bina yerle bir olur. Şehir arşivindeki resimlerin dışında bir kitabesi bile yerinde yoktur bir devre şahitlik eden bu önemli mekanın.

Soru: Kitaptaki tiyatro bölümünde bir çocuk müziğinden bahsediliyor, Oldukça dikkat çekici ve hala bazı ana okullarında çocuk şarkısı olarak biliniyor?

Dr. Latif Çelik: Kahve hızlı bir tanınma yoluna girince şehrin şarapçılarında bir kıskançlık başladı. Rekabet diyelim buna. Kahve aleyhtarlığı yaparken onun Müslüman ve Türk kökenine de vurgu yapıldı. Mesela o yıllarda yazılan kahve Türküsü’nün sözleri çok dikkat çekici;

C-a-f-f-e-e,
trink nicht so viel Caffee!
Nicht für Kinder ist der Türkentrank,
schwächt die Nerven, macht dich blass und krank.
Sei doch kein Muselmann, der ihn nicht lassen kann!

Türkçesi;
Çok kahve içmeyin!
Bu Türk içkisi çocuklar için değildir,
Sinirinizi bozar, soldurur ve hasta eder.
Hatta giderek Müslüman olur ve hiç kurtulamazsınız!

Soru: Gerçekten bu bir çocuk şarkısı mı?

Dr. Latif Çelik: Evet, şu an özellikle Güney Almanya’da sıkça karşılaşırız. Bazı kitap okuma akşamlarında sorarım kadın dinleyicilere, “Kahve Şarkısını biliyormusunuz“ diye.  (gülüyor) Bütün anneler koro halinde söylüyorlar, en güzel söyleyenler de genç Türk anneler Almanya’da.

Soru: Pekiyi Türk kahvesi’nin tarihi ile ilgili olarak Würzburg’lu Almanlar ne diyor?

Dr. Latif Çelik: Bir toplumda değişik görüş ve bakış açıları olması doğaldır, ama sempati ile karşılayanlar çok tabiki. Sonunda asırlar önce bu şehirden Almanya’ya yayılan, hatta Avrupa’nın değişik bölgelerine giden bir otantik içeceğin merkezi konumunda olmak herşeyden önce bir şehir için önemli bir tanıtım. Ama kalıcı olarak şehrin kültürel kodlarına girmesi 2017 yılı sonunda düzenlediğimiz “Festival der Sinne“ adlı “Türk-Alman Kahve Festivali“ ile olmuştur. Unterfranken Valiliği, Würzburg Belediyesi, şehrin siyasi partileri ve sivil toplum örgütlerinin çok sayıda Alman dostumuzunda salonlara gelerek iki milletin kültür tarihi konusunda bilgi almak istemeleri çok güzel bir ortak nokta buluşmasıydı.

Soru: Bizim Türklerin Almanya’daki Türk kahvesi geçmişi’ne yaklaşımları nasıldı?

Dr. Latif Çelik: Bir defa bizimkiler kahve hatırının 40 yıldan 300 yıla çekildiğini farkedince bundan mutluluk duydular. Ama burada yakalanan ortak kültürel kodlara en genç insanımızdan Nürnberg başkonsolosumuza kadar herkesten destek oldu. Ortak bir kültürel miras günümüze bütün güzelliği ile taşınırken bundan kültürel anlamda olumlu etkilenmemek mümkün değil.

Soru: Sanıyorum Kültür tarihi alanında önemli Türk ve Alman bilim insanları ile müzik, folklör ve değişik alanlardan insanları da Türk Kahvesi etrafında toplayabildiniz?

Dr. Latif Çelik: Başta Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Refik Turan olmak üzere alanında saygın isimler olan Türk ve Alman akademisyenler de Türk kahvesi’nin kültürel ve tarihsel bağlamda günümüze taşınmasına destek oldular. Adana Olgunlaşma Enstitüsü ile Giessen Türk Müzik ve Kültürünü Yasatma Derneği’nin gösterileri Türk ve Alman basınında günlerce konuşuldu. Kitaptaki ilginç makalelerde kahve üzerinden iki kültürün ortak kodlarını olumlu anlamda etkileyecek makaleler de yer almaktadır.

Soru: Bu ilginç çalışma ile nereye varmak istiyorsunuz?

Dr. Latif Çelik: Benim yaptığım kültür tarihçiliği, biliyorum zor bir alandır. Kısıtlı belgelerin üzerinden konulara yorumlar getirmek zorundasınız. Hatta bazen annelerin ninnilerinden ve çocukların şarkılarından bir yerlere odaklanmak için kendinizi zorladığınız olur. Ama kültür tarihçiliği birarada yaşamanın ortak kodlarına en yakın olan bilim dalıdır. Bunu yapmaya çalışıyorum.

Soru: Entegrasyon alanında çalışanlar size yakın olurlarsa işleri daha da kolay olur diye düşünüyoruz?

Dr. Latif Çelik: Aynı görüşteyim, benim yapmak istediğimde etrafında tartışılacak ilginç, otantik, kültürel ve mutlu geleceği işaret eden yeni alanlar açmaktır. Türk-Alman dostluğu vardır ama sürekli kültür tarihimiz üzerinden desteklenmelidir diye düşünüyorum.

Soru: Sizi tebrik ediyorum, Türkleri ve Almanları birlikte gülümsetip aynı göz hizasından bakmaya teşvik eden bir çalışma ortaya koymuşsunuz?

Dr. Latif Çelik: Ben size teşekkür ediyorum, kitlelere ulaşmak için bize destek oldunuz.

Hinterlasse jetzt einen Kommentar

Kommentar hinterlassen

E-Mail Adresse wird nicht veröffentlicht.


*